BU BİR TUZAK!
Patlayıcı patladığı zaman anlayamasak da yere düştüğümüz de ikimiz de anlamıştık.
Benim verdiğim bomba patladığı zaman sadece bizim rengini görebileceğimiz turuncu renkte bir dumanı etrafa sarması gerekiyordu.
Bu patlayıcı etrafa bir renk katmamıştı. Leo’ya dönerek:
-Leo bu patlayıcı bizim değil. Ne yapacağız? Acaba biz havalandığımız zaman bizi birileri mi gördü?
-Maeve bende bundan şüpheleniyorum.. Ekibin diğer üyelerinin başına ve bizim başımıza bir iş gelmeden birbirimizi hemen bulsak iyi olur. Hayır bu dağ da niye ışınlanma yeteneğimiz gitti anlamıyorum.
Yolda herhangi olabilecek tuzaklara karşı babamın hediyesi olan kılıcımı kılıfından çıkarıp elimde tutuyordum.
Gerçi ben o kadar korkak bir insan değildim. Leo’ ya baktığımda ben kadar ciddi surat ifadesiyle ona verdiğim kılıcı elinde tutmuş, olası saldırıya karşı etrafı kolaçan ediyordu.
Arkadaş ne ormanmış yürü yürü bitmiyordu. '' Artık yoruldum ''diyerek yere oturdum.
Leo da yanıma oturdu.
-Kim derdi ki Birleşik krallığın prensesi ile Asiller kıtasının asil prensi ormanda kayboldu!
Biraz terlemiş halde bana döndü.
-Sen hala kaybolduğumuzu anlamadın mı?
Leo’ya ölümcül bakışlarımı atarak:
-Sen demesen anlamayacaktım! Yeter bu kadar. Artık biz değil, biraz benim güçlerim konuşsun.
Meditasyon pozisyonuna gelerek odaklandım. Daha öncede belirttiğim gibi insanların hayvanların yani tüm canlıların etrafa yaydığı enerjiyi hissedebiliyordum.
Kollarımı havaya doğru uzatarak derin bir nefes aldım.
-Hissediyorum bizden üç km ötede Eden ve Natasha ormanda oturuyor.
Kalk artık yürüyemeyeceğim elini ver uçacağız.
-Maeve madem senin böyle güçlerin vardı niye daha önce yapmadın? Ayrıca ikidir elimi tutuyorsun fark etmedim değil.
diye sırıttı.11Please respect copyright.PENANABKoyGhEVaA
-Sırıt sen sırıt. Bak canımı sıkma ,saatlerce seni o üç kilometre için yürütürüm. Kendim de 10 dakikada yanlarına uçarım.
-Tamam kızma Prenses! Sakin relax.
-Allah Allah bu çocuk illa gel beni kaşı diyor. Olacak iş değil.
10 dakika içinde ağaçların arasından manevralar atarak Natasha ve Eden’ın yanına uçtuk. Leo kendini iyi hissetmeyerek ağaçların arkasına kustu.
-Kızım sen deli misin? Hayatım da her gün uçmuyorum. İlk deneyimimin böyle olması üzücü.
Leo’ya göz devirerek Natasha’ya döndüm:
11Please respect copyright.PENANAw7iS4lt20T
-Patlama buraya ulaştı mı? İyi misiniz?
-Maeve buraya kadar geldi ama bize bir şey olmadı. Yere yattık. Dalga üzerimizden geçip gitti. Asıl siz iyi misiniz? Gerçekten bu dağ sihir güçlerimize bir şey yaptı. Aynı yerde dönüp duruyoruz. Sky ve Efsin ile daha hiç karşılaşmadık da!
Diye bağırmaya başladı. Sakin ol diyerek sarıldım.
-Herkes sakin olsun! Susun iki dakika da meditasyon yapayım.
Anlam veremeyen Natasha ve Eden sustu.
Ben gözlerimi kapatıp tekrar enerji hissetmeye çalıştım. Ama bir türlü hissedemiyordum. Ama o da ne?
Bağırarak:
-Arkamızda!
Dediğim an arkada iri cüsseli bir adam bize doğru bir hava kütlesi attı. Leo ve Natasha havayı bükerek son anda bize vurmasını önledi.
Adam korkunç bir surata sahipti. Bize acımasızca bakıyordu. Art arda gönderdiği hava kütlelerinden biri benim koluma çarptı. Kendimi bir anda yerde buldum.
Hava kütlesi beni ağaca çarptırıp yere atmıştı. Başım dönmüyor olsaydı Şu aptal adamın haddini bildirecektim. Yerde yarı baygın yatarken Leo koşarak yanıma geldi. Eden adama manipülasyon yapmaya başladı.
Eden’ın gözlerin de ki kırmızılık adamı dizlerinin üzerine çökmesine sebep oldu. Natasha’nın attığı hava ile adamı bir metre uzağa fırlattılar.
Kafam hala yerinde değildi. Leo’ya zar zor ‘’geliyorlar’’ dedikten sonra bayılmıştım. Dağın kalbi bana sesleniyordu:
....
-Buraya izinsiz giren herkesi lanetliyorum bunu bilmiyor musun genç hanım? Ruhunuz saf ve temiz olduğu için sizi bağışlıyorum ama arkadaşların o kadar şanslı değil.
-Lütfen bizi değil burayı bu hale getiren her kimse onları lanetleyin. Yalvarırım dağın kalbi.
-Onlar zaten lanetli ama bana zarar verdiler. Benim merkezimde büyük bir korsan tünelleri yaptılar. Hepsi birbirinden tehlikeli insanlar. Gün geçtikçe daha da derine tünel kazıp içinde bulundurduğum değerli taşları alıyorlar. O yüzden sizi de lanetleyeceğim.
-Gerçekten bilmiyordum. Lütfen yalvarıyorum bağışlayın. Çünkü size söz ; ben Birleşik krallığın prensesi olarak sana yardım edeceğim.
-Sen yoksa Maeve misin? Yüce kutsal varlık size saygım sonsuzdur. Size dağın tüm zorluklarını atlatıp korsana ulaştıracağım…
-Adımı nereden biliyorsun dağın kalbi?
-Doğa tanır, hayvanlar tanır ileride sen de kim olduğunu tanıyacaksın.
.....
Uyandığımda arabada zincirlenmiş bir şekilde yatıyordum. Yanıma ne kadar bakınsam da silahlarımı almışlardı.
-Şerefsizler sıkıyorsa bağlamadan görüşelim. Yemiyor dimiii!
Yanımda baygın yatan Leo da gözlerini açarak etrafına baktı.
-Ne oluyor? Siz bizim kim olduğumuzu biliyor musunuz? Çok pişman olacaksınız.
Elime bağlanan zincir anlamadığım bir şekilde sanki sihir güçlerimi emiyordu.
- Leo ne oluyor? Nasıl yakalandık biz!
- Nasıl söyleceğimi bilmiyorum Maeve . Önce sakin ol lütfen. Sen bayıldıktan sonra Eden’a kılıç sapladılar. Natasha Eden ölmesin diye iyileştirme gücünü kullanırken hava büken kişi kalmadığı için bir anda bizi de yakaladılar. Kafama aldığım sert darbe ile ben de bayıldım.
-Ne! Nasıl Eden iyi mi! Gerçekten özür dilerim. Başımızı belayı soktum. Keşke bayılmasaydım yardım etseydim. Özür dilerim Leo…
-Maeve senin bir suçun yok. Merak etme buradan kurtulacağız. Yani buna inanıyorum.
diye etrafına bakındı.
Bizi oluşturdukları korsan tünellerine getirdiler. Çok geçmeden iğrenç suratlı bir adam arabadan bizi aşağıya fırlattı.
Karşı taraftaki arabadan da baygın Eden ve Natasha’yı fırlattılar. Bize gülerek iyi yolculuklar diyerek uzaklaştılar.
Elimdeki zincirler enerjimi ne kadar çekse de nerede olduğumuzu ve bizi ne bekliyor olduğunu hissetmeye çalıştım. Önümüzde bize doğru gelen devasa üç başlı bir yılan vardı. Bağırarak kaçmaya çalıştım ama Eden ve Natasha biz kadar şanslı değildi. Koşamadılar. Yerim de durarak:
-Olmaz böyle! Yılanın gelip bizi yemesine mi bekleyeceğiz?
Halsiz Natasha hiçbir tepki verememişti.
-Natasha yalvarırım hemen bak, Eden yaşıyor mu?
Natasha ne kadar zorlansa da tüm enerjisini Eden’a harcadı. Bitkin halde yere düşen Natasha ağlamaya başladı.
-Hayır, hayır! Olamaz Maeve! olmamalııııııı… Edeennnnnn!
Hıçkırıkları tünelde yankılanırken bizde dayanamadık yanına çöktük. Leo da ben de deli gibi ağlıyorduk. Eden'ın ruhu içinden çıkıp etrafımızda bir tur dönüp gökyüzüne doğru uçmuştu. O kadar ağlıyorduk ki bir anda bize doğru geleni unutmuştuk. Arkama doğru baktığımda yılanın ağzını kocaman açarak yanımıza geldiğini gördüm. Natasha’nın yanına koşup kolundan tuttum.
-Natasha kendine gel. Biliyorum en yakının, en biricik arkadaşındı ama şu an bir görev de olduğumuzu unutma. Eğer yılan bizi de yerse…
Arkadan yılanın üç başından biri yanımıza gelip bize saldırdı. Son anda Natasha ile kenara atladım. Yılanın başı Eden’ın ölü bedenini alıp götürdü.
-Natasha deli gibi bağırarak Eden'ın bedenini alan yıla doğru uçtu.
-Tamam. Bu kadar yeter.Leo, buradan nasıl çıkıp, bu yılandan kurtulacağız?
Korkulu suratla bana bilmiyorum diyen Leo'yu yanıma çağırdım. Bu sırada Natasha yılanın ona savurduğu kuyruğuyla yere yığıldı.
-Leo yanıma gel hemen! Natasha’yı tutalım.
Koşarak Natasha'nın yanına gittik. Kollarımızın arasına Natasha'yı alıp yürümeye başladık. Tünel çok karanlıktı o yüzden nereye gittiğimizi bile bilmiyorduk. Bir yandan kalbim sızlıyordu. Hem Natasha için hem de Eden için….
Çok geçmeden yürüdüğümüz tünel bir çıkmaza girdi. Önümüz kapalı olduğu için artık gidemiyorduk.
Arkamızda üç başlı bir yılan, ayrıca göz gözü görmeyen bir karanlık tünel vardı. Natasha ‘yı yere oturtturarak etrafıma bakınmaya çalıştım. İşime yarayabilecek her hangi bir şey bulurum diye…
Asla bir şey bulamıyordum. Yılanın bize yaklaştığını hissedebiliyordum.
-Leo ne yapacağız biz? Yılan bize çok yaklaştı hissediyorum.. Hepsi benim yüzümden. Keşke yaşadıklarımız korkunç bir rüya olsaaa…
Artık ağlamamı durduramıyordum. Sinirlerim iyicene bozulmuştu. Yılanın kafası uzaktan göründü.
-Buraya kadarmış.
Yılan büyük üç başını etrafımızda döndürmeye başlamıştı. Avını sanki tanımaya çalışan avcılara benziyordu. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Yılan etrafımda dolanıp beni havaya aldı.
Gözlerimi açtığımda Leo ve Natasha’yı da almıştı. Gerçekten bu oluyor muydu?
Yılan tam beni yiyecekken enerjimi sonuna kadar kullandım. Etrafımdan parlak bir ışık saçıldı. Zincirler elimden yere düşmüştü. Yılanın sıkı sarmasının içinden kurtulmam lazımdı.
Uçmaya çalışıyordum ama o daha sıkı sarıyordu etrafımı. Tüm dikkatimi toplayarak bağırmaya başladım:
-Ben prenses Maeve! Eğer beni ve arkadaşlarımı bırakırsan canını bağışlayacağım. Bizi yemekte ısrar ediyorsan eğer gökteki tüm tanrılar buna babam da annem de dahil senden bu yaptığının öcünü alır. Şimdi bizi bırak hemennnnn!
Yılan tehtidimi duymamışa benziyordu. Bizi ağzına doğru çekmeye başladı. Evet şu an yılanın dişlerinin arasına giriyordum.
Yer sarsılmaya başladı. Yılanın üzerinde olduğu tünel bir anda çöktü. Düşüş sırasında kollarından sıyrılıp kurtulmuştum.
Hepimizi yere çakılmadan kurtarmalıydım. Uçarak bayılan Leo ile Natashayı toprak kütlelerin arasından çekmeye çalıştım.
Ne kadar ağır olsalar da kaldırmalıydım. Kendimi zorlayarak uçmayı başardım. Yılan büyük sert, sivri taşların üzerine düşmüştü. Galiba ölmüştü çünkü etrafa büyük bir kan kütlesi sıçramıştı. Uçtum uçtum ama çıkış yoktu. Burası sanki bir labirentti. Her girdiğim yol çıkmaza çıkıyordu. Yorulduğum için yere indim. 11Please respect copyright.PENANArKQSyUBYMG
Tüm enerjimi toplayarak canlı enerjisi var mı diye baktım. Tek çare artık tüm gücümü kullanarak bir ağaç yaratmaya başladım. Ağacın sayesinde bu tünelden çıkabilmeyi umuyordum.11Please respect copyright.PENANAcQ8N3m9Zyv
Yaratmaya başladığım ağaç kontol edemediğim şekilde büyümeye başladı. Tünelleri parçalayıp en üste kadar uzandı. Ağaç; tünelleri kırdıkça üzerimize düşmeye başlayan toprak parçalarından kurtulmaya çalışırken Natasha’ya büyük bir toprak parçası çarptı.
Ellerimden kayıp düşen Natasha ‘nın arkasından olabildiğince hızlı uçarak yakalamayı çalıştım.
-Haayyırrrr!….
Söyleyecek söz bulamıyorum . Natasha’yı yetişememiştim. Natasha büyük toprak kütlesi ile yere düşmüştü.
Gözlerimden akan yaşlar sel oluyordu. Aynı günde iki arkadaşım benim yüzümden ölmüştü.. Leo omuzlarımdan tutarak beni sarsmaya başladı.
-Maeve kendine gel kendine. Üzerimize gelen toprakları görmüyor musun?11Please respect copyright.PENANABuqErE5aL7
Beni baya sarsıyordu ama gözlerim aşağıdaki Natasha’nın cansız bedeninde kilitli kalmıştı.
-Maeve, Maeveee, Maeveeeee sana diyorum kendine gell!
Leo’nun bağırması üzerine ona döndüm.
-Beni affet Leo , lütfen lütfennn.
Sinir krizi geçiriyordum. Üzerimize bir bir düşen toprak parçalarından artık kaçak için uğraşmıyordum.
Yarattığım büyük ağaç dağın kalbine gelmişti ki büyük bir sarsıntı daha gerçekleşmişti.
Leo etrafımızda büyük bir hava kütlesi yapmaya başladı. Yaptığı hava kütlesi ile düşen toprakların arasından bizi kurtardı. En üste geldiğimiz de ağacın dalına rüzgarla beraber inmiştik. Leo sürekli hava büktüğü için yorgun düşmüştü.
Karşıya dikkatle bakmaya başladı. Bana dönerek:
-Maeve benim gördüğümü sen de görüyor musun?
Karşıda o iğrenç insanlarla Sky konuşuyordu. Sky bağırarak:
-Ne! sizi aptal sürüleri onları öylece bıraktınız mı! Bu tüneli kesin o aptal prenses yıktı. Bu ağaç bozuntusunu kesin hemen. Defollllll!
Ne diyordu bu Sky? Bizimle arkadaş olup bizi bu hala getiren o muydu?
-Leo ben bunu öldürürüm. Ne diyor bu şeref yoksunu hain!
- Sky demek ha. Bunları yapan Sky demek. Hiç beklemezdim. Onu arkadaşım gibi görüyordum. Hain. Sakin ol önce plan yapalım.
Ağacın dallarını kesmeye başlayan insanlar bizi görmesin diye hızlıca Sky’ın arkasından uçmaya başladık.11Please respect copyright.PENANAYof11YhTgL
Adamlardan çok zor geçmiştik ama bir tanesi bizi fark etmişti. Bağırarak bize saldırmaya başladılar. Elimde kılıcım olsa iyiydi ama yoktu.
Sihir güçlerimi kullanarak elbiselerimizi hemen değiştirdim. Silahları olan elbisesine balkan Leo beğenmiş olacak ki:11Please respect copyright.PENANA0uP7JLr5IR
-'' Vayyyy, Güzelmiş bunları nasıl tasarlıyorsun sen'' diye güldü.
-Kes tantanayı arkamızda olan bu iğrenç insanları halledelim.
Biraz kapıştıktan sonra adamlar bizi tekrardan yakalamayı başarmıştı. Aynı duruma tekrar düşmek çok kötüydü. 11Please respect copyright.PENANAVYqKtxDeM1
Adamlar bizi baya hırpaladıktan sonra Sky’ın girdiği tünelden içeriye doğru yürümeye başladık. Adamlar bizimle aynı dilde değil de farklı dillerde konuşuyordu. Anlayamasam da adamların iyi bir şey konuşmadığı ortadaydı.
Tünelden baya içeriye girmiştik. İçeride çalışan bir çok siyah kıyafetli dövmeli adamlar vardı. Bize bakan herkes her an saldırıya geçecekler gibi görünüyordu. Biraz daha ilerledikten sonra bizi Sky karşıladı.11Please respect copyright.PENANAZmXblDEVYc
Ayağımda ki zincirlere rağmen ona doğru koşmaya başladım. İğrenç sırıtışı ile:
-Siz kendinizi ne sanıyorsunuz? Burası benim çöplüğüm. Kimse benim çöplüğüme yan harekette bulunamaz.
Pislik ayağımdaki savaşırken olan yaranın üzerine basarak sırıttı.
-Devamınız nerde? Yoksaa yapma! gerçekten mii!
Kahkahalar atmaya devam etti. Ciddileşerek:
-Bu arada canınız generaliniz…
-Ne yaptın ona şerefsiz! Efsin nerde hemen söyleeee!
Ellerimdeki zincirlerle rağmen ona doğru atabildiğim kadar son gücümle yumruk salladım.
-Söyle diyorum sana söyle.
Etrafımızda bir ileri bir geri yürümeye başlamıştı.
-Şştt. Sakinnn! 11Please respect copyright.PENANA65klZp8iFW
Leo’ya dönerek ‘’ İçinden geçenleri biliyorum Leo’cum.’’
Leo’nun yüzünü avucunun içine alarak sıktı. Yandan bir gülüş atarak adamlarına seslendi.
-Önce bundan kurtulun, Kızı da kafese koyun. Onun için planım var. Benim tünelimi yıkan birini kolay öldürmek olmaz. Canını yaka yaka ondan tüm öcümü alarak öldüreceğim.
Sky arkasına dönüp yürümeye başladı. Karanlığın arasından geçip gözden kayboldu.
Adamları Leo’yu çekiştirerek götürmeye başladılar.
-Hayır Leo hayır. Bırakın beniiii!
Leo bana hüzünle bakıyordu. Elimden bir şey gelmiyordu. Tekrardan ağlayıp adamlara yalvardım. Caniler beni kafese atıp kilitlediler.
Leo’yu da götürdüler. Yorgunluk ve arkadaşlarımı bir bir kaybettiğim için artık gücüm kalmamıştı. Her şeyi bana yapsalar da keşke Leo’yu bıraksalardı.
Bunların hiçbiri keşke hiç yaşanmasaydı. Onları bu tehlikenin içine atan kişi bendim. Efsin’e ne oldu onu da bilmiyorum. Ağlamaya devam ederken yanıma gelen adamlar beni taşlamaya başladılar.
Ağzımdan kan gelmeye başladı.11Please respect copyright.PENANAQs8ATcKjL7
Bana verilen bir görev vardı ama her boyuta gidemeden burada gözlerimi kapatmaya başlamıştım. Bilincim yerinde değildi. Yere düştüm. Gözümden son yaşlarım düşüyordu. Çaresiz ve soğuk vücudumda kalbimin atışları yavaşladı. Son gördüğüm şey yanımda açılan büyük bir girdaptı. 11Please respect copyright.PENANAPTVcUGuqwf
Gözlerim artık kapanmıştı. Galiba ben ölüyordum.11Please respect copyright.PENANAblCyg95Auo
Bölüm sonuu
İyi akşamlar arkadaşlar 🥰 Nasılsınız bakalım?11Please respect copyright.PENANAAtasnG0fje
Bölümü nasıl buldunuz?
Biliyorum biliyorum şuan bana küfrediyor olabilirsiniz skskddd😂😂
Yeni bölümü merakla bekleyin arkadaşlar çünkü kısa zamanda paylaşacağım 😘
değerli Fontaine ailesi oy ve yorum yapmayı unutmayın 😘 hepinizin oyu ve yorumu benim için çok önemli 🙏🙏
şimdiden teşekkürler hepinize 🥳 görüşmek üzere 💋❤️
ns3.139.108.138da2